5 Eylül 2011 Pazartesi

İslamın İbadet Kaynağı:Güneş Kültü (2)

İkinci noktaya gelelim:

Raporda ileri sürülenlerin gerçeği yansıttığına,Kur'an'dan,ilkellerin ktsal yapıtlarından,Müslüman,Doğu ve Batı araştırmacıların araştırma ürünlerinden,açıklamalarından da ipuçları ve kanıtlar bulunabilir.Hem de bolca...

İşte Kur'an ayetleri:

Kur'an "Güneş Tapımı"nın da İçinde Bulunduğu "Yıldız Tapımı"nı Resmen Tanıyor

Kur'an'da "Sabiiler"den söz edilir.Bunlar kitap ehli arasında yer alır.

Bakara Suresi'nin 62,Maide Suresi'nin 69 ve Hac Suresi'nin 17.ayetlerinde...

İşte Bakara suresi'nin 62.ayeti:

"Şüphesiz,inananlar,Yahudiler,Hıristiyanlar ve Sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp,yararlı iş yapanların ecirleri rablerinin katındadır.Onlar için artık korku yoktur.Onlar üzülmeyeceklerdir."

Bu ayette,birinci sıra iman edenlere,yani Muhammed dinine inananlara(Müslümanlara)veriliyor.İkinci sıra Yahudilerin,üçüncüsü Hıristiyanların,dördüncüsüyse Sabiilerin.Oysa gerçekten birinci sıranın,Sabiilerin olması gerekir.Çünkü Sabiilik,sayılan dinlerin tümünden önce gelen,hepsinden eski bir dindir.Her neyse...

Ayette açıkça görüldüğü gibi,Müslümanlık,Yahudilik,Hıristiyanlık ve Sabiilik inanırları sıralanıyor ve bunların,"Tanrı'ya ve ahiret gününe inanmaları" durumunda "Rablerinin katında ecr,yani sevap alacakları ve korkudan,üzüntüden kurtulacakları",kısacası cennete girecekleri bildiriliyor.Müslümanlar,Tanrıya ve ahiret gününe inanırlar.Ötekiler de....O zaman bütün bu sayıları din inanırlarının Rablerinden karşılık olarak kurtuluşa erecekleri,yani cennete girecekleri bildirilmiş oluyor.Bu İslam Peygamberi'nin ve arkadaşlarının "mümaşat" yaptıkları,yani öteki dinlerin inanırlarıyla barış içinde birlikte yürüme politikası güttükleri,geçinmeye çabaladıkları döneme rastlayan ayetlerdendir.Müslümanlar,kimi mevziler elde etmek için zaman zaman böyle politika izlemişler ya da izler görünmüşlerdir.Fırsat bulup güçlenince de karşılarındaki dinler inanırlarını,kitap ehli filan demeden vurmuşlardır.Aslında dinler bunu hep yapmışlardır birbirlerine.

Konumuz nedeniyle bizi burada ilgilendiren,ayette,kitap ehli arasında yer verildiği görüle Sabiilerdir.

Kimdir bunlar?

Müslüman Kur'an yorumcularına,din ve tarih araştırmacılarına göre:

-Yıldızlara(güneş,ay da yıldız sayılmıştır) tapanlar.

-Meleklere tapanlar.

-Nuh Peygamber'in dininde olanlar.

-Yahudilerle Hıristiyanlar arasında kalan bir dine inananlar.

Yahudilerle Mecusiler(Zerdüştçüler) arasında kalan bir dine inananlar.

-Hıristiyanlarla Mecusiler arasında kalan bir dine inananlar.

-Bir dinden öbürüne geçen,din değiştirenler.

-Bir kesim Yahudiler.

-Bir kesim Hıristiyanlar.

-Dinsizler.

Yukarıdaki ayette,Sabiiler,Yahudilerden ve Hıristiyanlardan ayrı yer aldığına göre,bunlara bir kesim Yahudiler veya bir kesim Hıristiyanlar demek Kur'an açısından mümkün değildi.Dinsizler demek de.Çünkü bunlar,belirli dinlerin arasında,bir din inanırları olarak yer alıyor.Bunlar için din değiştirenler demek de,ayetteki anlatıma uymaz.Çünkü ayette,din değiştirenlerden söz edilmiyor.Ayette anlatılana uyması için Sabiiler,öyle bir dine inanmalılar ki,o din,Yahudilikten,hıristiyanlıktan ve Hac Suresi'ndeki ayette yer verilen Mecusilikten ve dahası Arap putataparlığından daha başka başlıbaşına bir din olsun.Bu din,kimilerinin ileri sürdüğü gibi,Nuh Peygamber'in dini olabilir mi?İsfehanlı Rağıp,el-Müfredat'ında,bu görüşü benimsediğini belirtiyor.Ama inandıkları neydi,neye tapınıyorlardı?Kimilerinin ileri sürdüğüne göre,meleklere tapıyorlardı.Genellikle benimsenen görüşe göreyse,yıldızların tapınırlarıydı.Bu yıldızların içinde ve başında da,bir zamanlar birer yıldız sayılan güneş ve ay bulunuyordu.Fahruddin Razi gibi ünlü Kur'an yorumcuları da bu görüşü benimserler.İbn Hazm,Şehrestani,Fadullah el Ümeri gibi Müslüman dinler tarihi yazar ve araştırmacılarının benimseyerek belirttikleri görüş de budur ve ayrıca,Sabiilik dininin,dinlerin en eskisi olduğu yolundadır.Yine bu yazarların yaptılarında belirtilir ki,Sabiilik inanırlarından Kurre Oğlu Sabit ve oğlu Sinan gibi çok ünlü düşünürler yetişmiş,bunlar,çeşitli dallarda verdikleri yaptıları yanında,Sabiilik dinine,inançlarına,ibadetlerine ilişkin kitaplar yazmışlardır.Sabiilikten çok şey almış bulunan Yahudilik dininin ikinci ve yeni baştan kurucusu sayılan filozof ve din adamı Musa İbn Meymun da,Sabiilikte yalnızca yıldızların tanrı sayıldığını,en başta,güneşe,sonra aya inanıldığını,güneşi simgelesin diye onun için altından put yapıldığını,ay simgesi olarak yapılan putun da,gümüşten olduğunu yazar,Sabiilikteki güneş peygamberinden,ay peygamberlerinden ve bunların kitaplarından söz eder.İbn Meymun,kendi zamanında Sabiilik dinine inanan toplumları anlatırken,en başta "kafir Türkler'e" yer veriyor,yani Sabiilik dininden oldukları için Türk toplumunu "kafir" diye niteliyor.Aynı kaynaklarda,Sabiiilik dininin en yoğun olarak Kaldeliler'de(Kıldaniler) bulunduğu,dünyanın öteki toplumlarına daha çok bunlardan yayıldığı da belirtiliyor.

Sonuç:

Sabiilik,Kur'an'da resmen bir din olarak tanınıyor.(Birçok alıntısı bu dindendir)

Kur'an'da,Sabiiler,"kitaplılar" arasında sayılıyor.

Kur'an'da Sabiiler,kitap ehli arasında sayıldığı içindir ki,birçokları gibi ünlü İslam fıkıhçısı ve Hanefi mezhebinin başı Ebu Hanife,Sabiilerin kitap ehli arasında sayılması gerektiğini belirtmiş,onların kadınlarıyla evlenilebileceğine ve kestiklerinin yenilenileceğine fetva vermiştir.Hanefi fıkıh kitaplarında da,bu yönde fetva verilmiştir.Ne var ki,eğer bir kitaba inanıyorlar,bir peygamberi kabul ediyorlar e yıldızlara tapınmıyorlarsa..." diye de bir kayıt konulduğu görülür.Ama bu kaydın,sonradan eklendiği,bir takım polemikler nedeniyle bunu ekleme gereğinin duyulduğu anlaşılıyor.Çünkü,Sabiilik dininden olanlar,ayetlere dayalı olarak kitap ehli sayıldıktan sonra böyle bir koşulun artık anlamı olamaz.

Sabiilikte,yıldızlara,en başta da güneşe,aya tapınma vardır.

Ve çok açık biçimde belli oluyor ki,Sabiilikte,Tahsin Mayatepek'in raporunun içeriğini oluşturan güneş kültü,yani güneş tapımı ağırlıklıdır.

Sabiilikteki inanç bilindiği gibi,bu dindeki ibadet biçimleri de bilinir.

Nedir Sabiilikteki ibadetler?

Bu sorunun kitaplardaki karşılığına bakıldığı zaman,İslamdaki birçok ibadetin tümüne yakın bölümünün(bir anlamda tümünün),İslama-doğrudan ya da dolaylı yollardan-Sabiilikten geçtiği ve dolayısıyla,Mayatepek'in anlattıklarının,gözlemlerinin,değerlendirmelerinin doğru olduğu açık seçik görülür.

Karşılaştıralım:

-Müslümanlıkta namaz abdestiyle,boy abdestiyle taharet var.

-Sabiilikte de bu var.

-Müslümanlıkta vakitleriyle namaz var.Beş vakit.

-Sabiilikte de bu var.Aynı saatlerde,üçü farz altı vakit.

-Müslümanlıktaki namazlar,cenaze namazının dışında,rükulu,secdelidilir,rekatlar vardır.

-Sabiilikteki namazlar da böyledir.

-Müslümanlıktaki namazlardan cenaze namazı,dua sayıldığı için rükusuz ve secdesizdir.

-Sabiilikte de cenaze namazı böyledir.

-Müslümanlıkta oruç vardır.

-Sabiilikte de vardır.

-Müslümnanlıkta farz oruçlar bir aydır.Bu ay da kimi zaman 29,kimi zaman 30 gün çeker.

-Sabiilikte de böyledir.

-Müslümanlıkta farz oruçlarının yanında,isteğe bağlı ve nafile adı verilen oruçlar vardır.

-Sabiilikte de böyledir.

-Müslümanlıkta "fıtr bayramı" adı verilen "ramazan bayramı" vardır.

-Sabiilikte de bu ad ve nitelikte bayram vardır.

-Müslümanlıkta kurban vardır.

-Sabiilikte de vardır.

-Müslümanlıkta hac vardır.

-Sabiilikte de vardır.

-Müslümanlıkta Kabe,Tanrının evidir ve kutsaldır.

-Sabiilikte de böyledir.

-Müslümanlıkta ibadet için tapınaklar vardır.

-Sabiilikte de...

-Müslümanlıkta kutsal kitap vardır.

-Sabiilikte de...

-Müslümanlıkta peygamber,peygamberler vardır.

-Sabiilikte de...

Ve böyle gider.Bütün bunların kanıtlarını ileride ve raporun sonundaki belgelerde bulacaksınız.

İslam da,Tıpkı Güneş ve Ay Kültlerinde(Sabiilikte) Olduğu Gibi Güneşe,Aya Ayarlı

Dikkat edilmeli:Güneş bir yere geldiğinde bir namaz,bir başka yere geldiğinde bir başka namaz,doğması yaklaştığında bir namaz,battığında bir başka namaz kılınır.Oruç da,güneş ışınları yokken(tanyeri ağarmadan önce) tutulur,güneş batınca bozulur.Yine oruç,hadisteki buyruğa göre,"ay görülünce(ramazanın başında)başlar,ay görülünce(izleyen ayın başında)bitirilir(bayram edilir)."Ay 29 çekerse ramazan orucu 29,ay 30 çekerse ramazan orucu 30 gün olarak tutulur.

Güneş ve ay kültlerinde(Sabiilikte)de bu ibadetler böyledir,güneşe ve aya göre düzenlenmiştir.Bu da,İslamdaki ibadetlerin nereden kaynaklandığını çok açık biçimmde ortaya koyan kanıtlardandır.

Şu ayete bakın:

"Güneşin Kaymaya-Kıpırdamaya Başlaması Zamanı ve Nedeniyle Namaza Başla"

Bu ayette Diyanet'in resmi çevirisinde,biraz eksik,biraz da yanlış olarak şu anlam verilir:

"Güneşin batıya yönelmesinden,gecenin karanlığına kadar namaz kıl.Sabah vakti de namaz kıl.Zira sabah namazı,görülmesi gerekli bir namazdır."(İsra Suresi,ayet 78)

bu ayetin başına,daha doğru olarak şu anlamı vermek gerekir:

"Güneşin kayma-kıpırdama zamanında ve bu nedenle namaz kıl ve gecenin karanlığına değin(vakit vakit) sürdür..."

Ayette,bir "dülukü'ş-şems" deyimi geçiyor.Bunun anlamı,"güneşin kıpırdaması(delk'ten) ve kayması"dır.Bu deyimin başında da bir "li" yer alıyor.Bu "lam" ile "vakit" ve "neden" bildirilir.Dolayısıyla,bu lam için Kur'an yorumcuları ve dilbilimcileri "sebep lamı","vakit lamı" derler.Yani bu "lam" ile "vakit" ve "neden" bildirilir.Dolayısıyla,bu "lam"dan,namazların,hangi zaman ve hangi nedenle kılınacağı bildiriliyor.Fıkıhta da bu hüküm çıkarılır.F.Razi,bu ayet nedeniyle,"Üçüncü Mes'ele" anlamındaki başlık altında şu bilgiyi veriyor;

"Vahidi şöyle diyor:Li düluki'ş-şemsi'deki lam,ecl ve sebep(neden) lamıdır.Bu böyledir çünkü,namaz güneşin kaymasıyla vacib(farz) olur.Öyleyse namaz kılana,namazı yerine getirmesi,güneşin kaymaya başlaması nedeniyle gerekli(farz) olmuştur."(F.Razi,E't-Tefsirü'l-Kebir,21/26)

Her şey çok açık değil mi?

Demek ki temel İslam kaynakları da,namazın güneşin kıpırdamasına-kaymaya başlamasına bağlı olarak insanlara buyrulduğunu kabul ediyor.Güneş Kültü'nün,yani Güneş Tapımının bunda rol oynamadığı söylenebilir mi?

Orucun farz olduğunu ve nasıl yerine getirilmesi gerektiğini bildiren ayetler,Bakara Suresi'nin 182'den 187'ye değin olan ayetleri de,oruç ibadetinde ayın ve güneşin rol oynadığını dile getirir niteliktedir.Örneğin 185.ayette,"sizden kim AY'a tanık olursa(ayı görürse,aya,ramazan ayına erişirse)hemen oruç tutsun..." deniyor.187.ayetinde de orucun,"Tan yerinde ak ipliğin kara iplikten ayırt edildiği",yani"tan yeri ağardığı"zamandan önce başlayıp,geceye dek süreceği,yani güneşin batmasıyla sona ereceği bildirilir.

Şöyle bir soru sormayın:

-Peki kutuplarda,gecenin ve gündüzün günlerce,aylarca sürdüğü,örneğin altı ay gece,altı ay gündüz olduğu yerlerde oruç nasıl tutulacak?

Böyle bir soru sormayın,çünkü "Aklı ve bilimi dine araç yapan güruh",bir takım yorumlara çabalamış olsalar da,kimse bu konuda doyurucu bir cevap verebilmiş değildir.Ve siz de kimseden doyurucu bir karşılık alamazsınız.

İbadetlerin güneş ve aya göre düzenlendiği ve düzenleyicilerinin de gündüzün,gecenin o denli uzun olduğu yerlerde yaşamadıkları,öyle durumlar olabileceğini bilemeyecekleri göz ününde tutulduğundaysa,sorunun karşılığı kendiliğinden ortaya çıkmış olur.İlkel insanlar,Güneş Tapımının,Ay Tapımının kurucuları ve inanırları dünyanın o yörelerini,yani gündüzün ve gecenin o denli uzun olduğu kesimlerini nereden bilebilirlerdi?

Kur'an'da,İbrahim Peygamber'in de Yıldıza,Aya ve Güneşe 'Tanrım' dediği Belirtilir

En'am Suresi 76,77 ve 78.ayetlerine göre,İbrahim,yıldızı görür,yıldıza,ayı görür,aya,güneşi görür,güneşe "tanrım" der.Bu gök cisimlerinden güneşi daha büyük ve daha parlak görünce,"Tanrım budur işte,bu daha büyüktür" diye konuşur.Ne var ki Tanrı dedikleri yerlerinde kalmayıp batınca,bunlara Tanrı demekten vazgeçer.Önce yıldızdan,sonra aydan,sonra da güneşten vazgeçer İbrahim.Artık bunları Tanrı saymaz ve asıl Tanrıya döner.

Kur'an,İbrahim'in Tanrıyı nasıl arayıp bulduğu kendince anlatırken çok önemli bir ipucunu da açığa vuruyor:Demek ki,İbrahim de,süresi ne olursa olsun;yıldıza,aya ve güneşe "Tanrım" demiştir.Sonradan vazgeçtiiyse Kur'an'ın iddiasıdır.İstediği sonuca ulaşmak için bu savda bulunması doğal.

Ayetlerin anlattıklarına bakılacak olursa,İbrahim'in sözü edilen gök cisimlerini Tanrı sayma olayı,bir gün içinde olup bitmiştir.Oysa akla,mantığa vurulursa bunun olabilirliği yok.İbrahim bu gök cisimlerine,biraz düşünmeye başladığı zaman Tanrım demiş olabilir.Diyelim ki erginlik çağında...Peki bunlara Tanrım dediği günden önce,yıldızı,ayı ve güneşi hiç görmemiş midir?Bu,nasıl ileri sürülebilir?Olay,olup bitmişse,bu bir evre içinde olmalı.

Kaldı ki,İbrahim'in yıldızları ve o zamanlar birer yıldız sayılan güneşi,ayı birer Tanrı saymaktan vazgeçtiğine ilişkin değil;yıldız,ay ve güneş tapımcılarının,yani Güneş Kültünün,Ay Kültünün,bir başka deyişle Sabiilik dininin inanırlarının peygamberliğini yaptığına ilişkin kayıtlar ve aktarmalar vardır.

Üç Dinin Paylaşamadığı İbrahim,Bir Sabiiydi

Al-i İmran Suresinin 65,66,67 ve 68.ayetlerinde,İbrahim'in Yahudi mi,Hıristiyan mı,yoksa "müslim" mi olduğu tartışması yer alıyor ve kesip atılıyor:

"İbrahim ne Yahudiydi ne de Hıristiyandı.O,bir hanif ve müslimdi."

Ardından da İbrahim'e en yakın olanların,Muhammed ile inanırları olduğu ileri sürülüyor.

Gerçekten de,İbrahim paylaşılamayan bir peygamber.Özellikle Yahudilerle Müslümanlar paylaşamıyor.Yahudiler de,Müslümanlar da onu kendi ataları sayıyor.

Eğer sözü edilen İbrahim tarihte yaşamışsa,yazılanlara,araştırmalara ve aktarılagelenlere bakılarak rahatlıkla şu söylenebilir:

İbrahim,bir sabiiydi ve Sabiilik dininin peygamber diye inandığı bir kişiydi.

Kur'an ve hadis yorumcularından kimileri,kimi hadisler,İbrahim'in toplumunun Sabii olduğunu,ama onun,bu toplumla savaştığını,onları doğru yola çağırmak ve sokmak için peygamber olarak gönderildiğini ileri sürerlerse de bu,öteden beri alışılagelen bir yutturmacadır.Müslümanların uydurmasıdır.Nice yalan ve uydurmalar arasında bu da sergilenir.İbrahim ile Sabiilerin ayrı ve birbirlerine karşı olduğu ileri sürülüp işlenir.Bununla birlikte çıkarlarının da gereği olarak İslamı savunmak için kalemlerini ve olanca güçlerini kullanan Müslümanlardan birçokları da,Sabiilerin,İbrahim'e peygamber olarak inandıklarını belirtmekten kendilerini alamazlar.Bunlardan,ilahiyatçı(tefsir hocası) Prof.Dr.İsmail Cerrahoğlu şunları yazar:"Sabiiler,Adem,İbrahim,Musa,Yahya gibi peygamberlere gönderilmiş olan kitapların suretlerine sahip olduklarını söylerler..."İbn Nedim'in El Fihrist'inde Haniflerin bir kitabından,öteki kitaplar gibi bu ktitabın da Arapçaya nasıl çevrildiğinden söz edilirken,Hanifler şöyle tanıtılıyor:

"Müminlerin Emiri Harun'un-sanırım Reşid'in- azadlısı Abelullah ibn Selam oğlu Ahmet diyor ki:Hanefiler'in kitaplarından olan bu kitabı tercüme etttim.Hanifler,İbrahimci sabiilerin ta kendileridir.Bunlar,İbrahim Peygambere inanmışlardır."(İbn Nedim,El Fihrist,s.32)

-Kur'an'da İbrahim için ne deniyor?

-"Hanif"

Burada ne deniyor?

-"Hanifler,İbrahimci ve İbrahim'e peygamber olarak inanan Sabiilerdir."

Haniflerle Sabiileri birbirine karşıt gösterme çabaları vardır.İslam propagandacılarınca,bu da önemle işlenir.Ama araştırmalar ve temel kaynaklardan bir çoğunda,bunların birbirinden temelde ayrı olmadığı,hatta birbirlerinin aynı oldukları yansıtılır.Şu denebilir:"Hanifler,Sabiilerin bir koludur."

Sabiilerin İbrahim dinine inandıkları,kim tefsirlerde de belirtilir.Bu nedenle,Ömer Nasuhi Bilmen de,tefsirinde,Saibileri tanıtırken şöyle der:"Sabie:Hazreti Nuh'un veya Hazreti İbrahim'in dini üzerine bulunmuş kimselerdir."(Kur'an'ı Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri,İstanbul,1/63)

Bütün bunlar ve daha nice kanıtlar varken,"İbrahim Peygamber Sabiilere karşıydı,onları yola getirsin diye Tanrı tarafından gönderilmişti,onlarla mücadele ediyordu" denebilir mi?

Ve dahası:

Muhammed de,İlk Zamanlar "Sabii" Diye Tanınıyordu

Buhari ve Müslim'in "e's-Sahih"lerinde de yer alan,Muhammed'in ilk zamanlarda,Sabii diye tanındığını açıklayan hadis anlatımlarına,aktarmalarına tanık oluyoruz.İşte bir-iki örnek:

"(Peygamberin arkadaşlarından iki kişi bir kadınla konuşuyorlar)

-Haydi yürü gidelim! dediler.

-Nereye?diye sordu kadın.

-Tanrı'nın Elçisi'ne diye karşılık verdiler.

-Haa şu kendisine "sabii" denen kimseye mi? diye sordu kadın.

-Evet,işte o senin söylediğin kimseye diye karşılık verdiler."(Buhari,e's-Sahih,Kitabu't Teyemmüm/6,c.1,s.89)

Bir örnek daha:

"Dedim ki:'Şimdi sen bana izin ver de ben idip şu adama(Muhammed'e) bir bakayım' dedi.(Ebu Zerr)Ve anlattı:'Mekke'ye gittim.Halkından güçsüz bulup gözüme kestirdiğim bir kişiye yanaşıp:Şu sizin Sabii diye çağırdığınız kimse nerede? diye sordum.O kişi beni halkına işaretle göstererek:İşte bir Sabii(daha)! dedi.Bunun üzerine,vadi halkı,kesek ve kemiklerle üzerime üşüştü."(Müslim,e's-Sahih,Kitabu Fedaili's-Sahabe/132,hadis no.2473,c.2,s.1919-1920)

İlk zamanlar "Müslüman" olanlara da Sabii deniyordu.Hadislerde bir olay aktarılır:

Birçoklarına yapıldığı gibi Cezime halkına da baskı yapılarak tümünün Müslüman olmaları istenir kabileden.Baskıyı yapan,zorbalığı ve zulmüyle ünlü,Halid İbn Velid'dir.Cezimeoğulları da ister istemez İslamı kabul ederler.Ama "Müslüman olduk" demeyi beceremezler de,aynı anlama geldiğini düşünüp,"Biz de Sabii olduk,Sabii olduk" derler.Halid'se bunu yeterli bulmaz,kılıca sarılıp kimilerini kılıçtan geçirir,kimilerini de tutsak alır.

Olay Buhari'de de yer alıyor.

"Peygamber Halid İbn Velid'i Cezimeoğulları'na gönderdi.Halid varıp İslama çağırdı onları.Onlar da,'Müslüman olduk' demeyi beceremediler,yerine 'sabe'na(sabii olduk,sabii olduk)' dediler.Halid'se başladı onlardan kimilerini öldürmeye ve kimilerini tutsak yapmaya..."(Buhari,e's Sahih,Kitabu'l Meğazi/58,c.5,107)

Bu Müslüman zulmünü burada bir yana bırakıp,konu üzerinde duralım:

Mekke çevresinde,ilk zamanlar,Muhammed'e neden Sabii nediyordu?Ve sonra Müslümanlara da Sabiiler denmesi nedendi?

Konuyu saptırmak için genellikle,Sabiinin sözlük anlamına başvurulur.Bu sözcüğün sözlük anlamlarından biri,"dinden çıkan,dinden dönen"dir.İleri sürülür ki,"Muhammed Peygamber olarak ortaya çıktığında,Kureyş putataparları onun için:'Sabii' diyerek,onun dinden döndüğünü' anlatmak istiyorlardı.Öteki Müslümanlara Sabii denmesi de bundandı..."

Ünlü bir saptırmacadır bu.

Sormalı:

-Muhammed hangi dinden dönmüştü?Putataparlıktan mı dönmüştü?

Bu soruya "evet" diye karşılık veremiyorlar.

Gerçek şu ki;Muhammed'e ve inanırlarına Sabii diyenler,ne dediklerini çok iyi biliyorlardı.Yani sözcüğü,yalnızca sözlük anlamıyla söylemiyorlardı.Sabiilik diye bir din vardı ve bu biliniyordu.Bakılıyordu ki,Muıhammed'in savundukları Sabiilikde de var.İnancıyla,ibadetleriyle...Mekke putataparlığında da,Güneş Kültü ve Ay Kültü ve yıldızlara tapınmalar,birçok etkinlikleriyle vardı.Ama Sabiilik ya da Haniflik adı altında kurumlaşmamıştı.Sabiileri ayrı görmelerinin nedeni de buydu.Ve inançlarıyla birlikte ibadetlerini de,tümüne yakın kesimiyle Sabiilik'te buldukları Muhammed'i ve inanırlarını Sabii diye nitelemeleri doğaldı.

Alıntıdır : Din Bu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder